Türkiye'nin Demokratikleşme Sürecinde STK ve Üniversitelerin Önemi
Pazartesi, 23 Haziran 2008
Millî Eğitim Bakanı Doç. Dr. Hüseyin Çelik, AK Parti
Genel Merkez Gençlik Kolları Başkanlığınca düzenlenen "Türkiye'nin
Demokratikleşme Sürecinde Sivil Toplum Kuruluşlarının (STK) ve
Üniversitelerin Yeri ve Önemi" konulu toplantıya katıldı.
Bakan Çelik, burada yaptığı konuşmada, totaliter, sosyalist,
teolojik, bürokratik ve demokratik olmak üzere 5 çeşit Cumhuriyet
olduğunu belirterek, Türkiye Cumhuriyeti'nin de "kendi Anayasası'nda
belirtiği laik, demokratik, sosyal hukuk devletiyle cumhuriyetin
demokratik olanını tercih ettiğini" söyledi.
"Bilirsiniz 1808, 1908 ve 2008 aslında bizim için önemli olan
tarihlerdir" diyen Bakan Çelik, Türk tarihinde demokrasinin 1808'deki
Sened'i İttifak sözleşmesinin imzalanmasıyla başladığını, 1908'de de
İkinci Meşrutiyetin ilan edildiği hatırlattı.
Bakan Çelik, "Bu iki örnekten çıkarmamız gereken ders, siz eğer
insanlara kendi ülkelerinde, kendi vatanlarında, kendilerini ifade
etme, kendi düşünceleri ve inançları doğrultusunda hayatlarını
düzenleme hakkı ve şansı vermezseniz iki şey olur; ya illegal olur yer
altına inerler ya da yurt dışına çıkarlar. Her ikisinde de siz zararlı
çıkarsınız. Çünkü kontrolünüzün dışına çıkıyor demektir" diye konuştu.
STK'ların "devletin duruşunu değil, sivil alandaki insanların
görüşlerini, taleplerini toplayıp, güç haline getiren ve bunu
kamuoyuyla paylaşıp, kamuoyu oluşmasında etkinliği bulunan örgütler"
olduğunu belirten Bakan Çelik, STK liderlerinin de hem kendini hem
vagonları çeken lokomotif değil, orkestra şefi olması gerektiğini
söyledi.
Bakan Hüseyin Çelik, siyasi partilerin de STK'ların en büyüğü
olduğunu ifade ederek, AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın
da bir orkestra şefi görevi üstlendiğini ifade etti.
"1946 yılına kadar Türkiye'de tek parti olan CHP'nin, bu yönüyle bir
sivil toplum hareketi olmadığını, hatta o dönem her ilin valisinin aynı
zamanda CHP İl Başkanlığı yaptığını" söyleyen Bakan Çelik, şunları
kaydetti: "Demokrat Parti (DP) kurulduğunda, elitist tabaka, tuzu kuru
olan, devletten nemalanan değil, gariban, işçi, köylü, küçük esnaf
DP'ye akın akın ilgi gösterince CHP'liler diyormuş ki 'Ya bu kasketli
Hassolar, Memolar mi bizi idare edecek.
Bunlar mı gelip ülkeyi
yönetecekler?'. Valla arkadaşlar, halkı Hasso, Memo, kasketli diye
küçümsediniz mi halkın gazabı çok ağır olur. 1950'de halk CHP'ye bir
ders verdi, 58 yıl geçti, CHP'liler o dersi daha unutamadılar."
Türkiye'deki STK'ların da henüz "emekleme döneminde" olduğunu
kaydeden Bakan Çelik, sivil toplumun olması için de devletin hukuk
devleti olması, hukuk devleti olabilmesi için de demokrasinin bulunması
gerektiğini söyledi. Bakan Çelik, "halkın müvekkili" olan siyasi
partilerin, STK'ların bunu yerine getirmemesi durumunda, milletin
onları ''elinin tersiyle ittiğini'' bildirdi.
Milletin iradesinin 1950'de DP'de, 1965'te Adalet Partisi'nde,
1983'te ANAP'ta, 2002'de de AK Parti'de "tecelli ettiğini" söyleyen
Bakan Çelik, "Millet, hiçbir zaman kendisine reşit olmayan muamelesi
yapanları affetmez. 'Sizin aklınız ermez' diyenleri affetmemiştir"
dedi.
Türkiye'de 127 üniversitede geniş öğrenci kitlesi olduğunu belirten
Bakan Çelik, "depolitize olmuş, memleket meseleleri, ülkede olup
bitenler karşısında duyarsız olan, anti demokratik gelişmeler
karşısında demokratik tavırlar sergileyemeyen bir üniversite
öğrencisinin kendisine yakışanı yapmamış olacağını" söyledi.
Bakan Çelik, şunları kaydetti: "Biz karanlıktan, bağnazlıktan,
sefaletten, dayatmacılıktan, jakoben devlet anlayışından, elitizimden
yana mıyız; biz aydınlıktan, paylaşımdan, refah toplumundan,
mutluluktan, güzellikten, demokrasiden yana mıyız? Bunu ortaya koymak
zorundayız. Bunun yaparken de aklımızla, beynimizle yapacağız. Şiddete
bizim defterimizde yer yoktur.
Üniversite
gençliği, derdi olan, sevdası olan, memleketi için aşkı olan insan
olmalıdır. Gençler, bu ülkede dostumuzu düşmanımızı iyi bilmemiz lazım.
Tereddüt gösterir tanımazsanız, sonuç hüsrandır. Düşmanını tanımayan,
gittiği yolu iyi tespit etmeyen, bindiği dalı iyi tartmayan kişi olsun,
topluluk olsun, belasını bulur. Biz 70 milyonluk bir ülkeyiz. Bize has
özelliklerimiz ve güzelliklerimiz var. Biz belasını arayan bir toplum
değiliz. Biz güzellikler arıyoruz, halkımız için mutluluk arıyoruz.
İnanıyorum ki eğer biz sağlam bir demokrasiye sahip olursak, hukukun
üstünlüğü kavramını yerleştirebilirsek, devletçi ekonomiden tamamen
kurtulabilirsek, Türkiye gerçekten çevresinde, bölgesinde, dünyada
parlayan bir yıldız olarak yoluna devam edecek. Arızalar olabilir,
demokrasimiz zaman zaman sıkıntılarla karşılaşabilir, ama sevgili
gençler ümidimizi yok etmediğimiz sürece, hiç kimse, halkın, milli
egemenliğin karşısında duramaz. Biz ümitli olacağız."
Türkiye'deki demokrasinin batı demokrasisiyle karşılaştırıldığında,
"çok genç bir demokrasi" olduğunu belirten Bakan Çelik, "Bir kaç kere
bu demokrasi treni raydan çıkarılmıştır, demokrasi trenine karşı
suikast yapılmıştır.
Bizim demokrasimiz ne yazık ki bunlara
alışıktır, ama bu bizim hedefe doğru, çağdaş medeniyete doğru
yürümemizi kesinlikle ortadan kaldırmaz, bizi o yoldan alıkoymaz" dedi.
Hükümet olarak da sürekli şehir şehir dolaşarak, durmadan
çalıştıklarını ifade eden Bakan Çelik, "Niye? Biz deli falan mıyız?
Sizin omzunuza eğer millet bir sorumluluk yüklemişse, bunu yerine
getirmek zorundasınız. Biz de her gün Oran'da yürüyüş yapıp, her hafta
sonu Antalya'da kulaç atabiliriz. Öyle değil mi? Milletin derdiyle
dertlenip, sevinciyle sevinip, kederiyle kederlenmek durumundasınız"
diye konuştu.
AK Parti Genel Merkez Gençlik Kolları Başkanı Hakan Tütüncü de
ülkede "demokratik sıkıntı" olduğunu, ama ülkenin çözümlerini kendi
dinamiğinde üreteceğini kaydetti.
Görüntüleme: 130